Monday, December 18, 2006

Nihayet evimdeyim, kedicim kucagimda mirildaniyor, bense yaziyorum...

En son yazimi kutuphanede yazmistim. Meger Nesli bekliyormus hergun bloguma bakiyormus yeni birseyler var mi diye, birkac kisi daha soyledi hergun bakiyorum yeni birsey eklemis misin diye, hosuma gitmedi degil.

Neyse, iste o gun bugun, bohcamdaki butun yeni ipek kumaslarimi size sunuyorum. Hangisini severseniz sizindir, size kalmis begenmek azizim... :)) Artik uzerinize kirmizi mi gecirirsiniz, siyah mi, mavi mi? Ha renklerden bahsetmisken Eflatun Coraplarimi da unutmayayim ama, o ayri bir hikaye anlatacagim.

Oncelikle en son yazimdan sonra ne oldu herkes asagi yukari biliyor, tasindim. Tasinmak zor degildi de tasindiktan sonraki duzensizlikler bizi de duzensiz etti. Bugunlerde biraz daha toparlanmis durumdayiz, daha iyi olacak diye umuyoruz.

ONEMLI OLAYLAR!

O gunden bugune onemi olan birkac seyi yazayim. Papa Turkiye'yi ziyaret etti...burada da cok yakindan takip edildi. Venezuela Baskani Chavez tekrar baskanlik secimini kazandi, nasil kazandi mechul. Neslihan Yasdiman Paris'e haftasonu icin ziyarette bulundu, bu olay Amerika'dan da yakindan takip edildi. Amerika'daki en taninmis turklerden biri Ahmet Ertegun vefat etti, Amerika'daki butun gazeteler yazdi. Necla Polat'in TOEFL sinav sonucu aciklamasi yaklasik iki hafta ertelendi, kendisi ogrenemedigi icin hala merakla bekliyor.


Gecenlerde yasadigim birseyi anlatayim. Oglenden sonra okula giderken otobuste bir gece once isten donerken aldigim ELLE dergisini okuyordum. Sayfalari karistirirken bir de ne goreyim Elif Safak'in The Bastard of Istanbul kitabiyla ilgili bir yazi. Yazida Safak'in yazarlik kariyerinden bahsediyordu biraz, tabi kitabla ilgili olarak Turkluge hakaret etme olaylariyla ilgili kisimlardan da bahsediliyordu. Sonra otobusten indim, 7. avenuya adimimi attim elime sikistirilan Daily News gazetesinde baska bir turkle iligli ikinci sayfadan verilmis bir haber, Ahmet Ertegun vefat etmis. Bir gunde iki turkle ilgili Amerikan dergi ve gazetelerinden haber okudum, ilginc oldu.

NESLI PARIS'TE

Neslihan Paris'e gider, cok guzel vakit gecirir, geri doner, fotograflarini da Necla'ya gonderir. Nasil mutlu geliyordu sesi dondukten sonra konusmustuk birazcik nette. Ayrintilari almayi merakla bekliyordum sonra fotograflari gordum. Amélie Poulain'in sevgilisine oynadigi kucuk oyunlardan birini gerceklestirdigi o yer, yukariya dogru cikilan merdivenlerden sonra 'heykel'in parmaginin ucunun gosterdigi yere degil de heykele bakan aptaldir' repliginin soylendigi yerden gorunen meydanda cekilmis fotograflari gorunce ah dedim ben de gormek istiyorum. Guzel vakit gecirmesi beni de cok mutlu etti.



NONSTOP FASHION IN NEW YORK CITY

Gecen haftalarda okuldayim, Mehmet aradi seni disarida bekliyorum, birlikte eve doneriz die. O aksam eve geldik. Mehmet herzamanki gibi o gun cektigi fotograflari bilgisayara yuklerken gordum bu fotograflari. Nasil dedim ya. Her sokaginda ayri birseyler oluyor bu sehrin. Bir gun bakarsinki Denzil Washington 23. caddede film cekiyor, bi gun bakiyorsun top modellerden biri 8.avenue da caddenin ortasina gecmis fotografciya poz veriyor yada 54. cadde Starbuck's cafede Sex and The City dizisinin meshur Mr. Big'ini goruyorsunuz. Kolunun altina New York Times ini koymus, kahvesini almaya giriyor. Bu sehirdeki her kare Amerikan filmlerinden cikmis durumda. Fotografa bayildim, Mehmet'in ellerine saglik diyorum.


THANKSGIVING VE NIHAYET XMAS CILGINLIGI!


Aman dikkat diyorum, kalabaliklarda ezilmeyelim. Nasil bir cilginliktir bu?
Ingiltere'de iki ay onceden Neslihan bahsetmeye baslamisti, burada alisverise basladi herkes alisveris yapiyor diye ama, benim firsatim olmamisti bahsetmeye, keza simdilerde kalabaliklar, alisveris en yuksek seviyede. Amerika'da Thanksgiving-Sukran Gunu ile basladi bu cilginlik; Herkes bir maratonda sanki, caddeler daha bi kalabalik, turist sayisi daha da fazla, magazalar daha renkli. Mayc's sukran gunu festivali olmustu. Herkes caddelere dokuldu izlemek icin, ben cok heyecanla beklerken sonra bir anda gitmekten vazgectim. Bir magazanin tekelindeki, ortak bir hevesin urunu olmayan bir festivale gitmeyecegim dedim ve gitmedim. Cok seyde kacirmadim die dusunuyorum ama Mehmet gittti. Geri dondugunde hic memnun kalmamisti, yagmur deli gibi yagmisti ve sudan cikmis baliga donmustu. Istedigi gibi calisamamis, polislerin arasinda sikisip kalmisti. Cektigi fotograflari gordukten sonra bende gitmis kadar oldum ustelik usuyup, islanmadan :))

Bugunlerde sehrin merkezi kendi basina bir alisveris merkezi gorunumunde. Londra'nin isil isil fotograflarini Nesli'nin blogundan gordum. New York'da da gelenek haline gelen suslemelerden biri Rockfeller Center'in onune kurulan devasa cam agaci. Memo hic beklemeden ilk gununden gidip biraz calismis. Fotograflardan harika gorunuyor. Xmas ile ilgili baska bir not da dusemek istiyorum, herkesin elinde Mayc's posetlerini gormekten bikmis durumdayim. Magaza sanki geleneksel Xmas alisveris merkezi anacim. Herkes oraya girip cikiyor. Turistler sokakda yururken beni durdurup sanki Washington Parkina nasil gidebiliriz diye sorar gibi Mayc's e nasil gidebiliriz diye soruyorlar. Calistigim restorantta bu alisveris ve turist bollugundan nasibini aliyor sugunlerde, bu vesile ile bende tabi. Yeni yil a kadar devam edicek bu tempo sonrasinda durulacak zannediyorum.

Friday, December 15, 2006

Uzak kaldim, uzgunum :(


Yaklasik bir aydir yazamiyorum. Nasil icimde kaliyor anlatamam. Su an bu yazimi da Lyndhurst Kutuphanesinden yaziyorum.

Hersey her zaman yolunda gitmiyor iste. Uzun zamandir zevk alarak yaptigimi dusundugum seyden uzak kalmak cok kotu. Insallah yakinda sonlanacak ama, hala evimden, sandalyemde oturup, kedim kucagimda mirildanirken, bir bardak sicak cayimdan yudumlarken yazamiyorum yazilarimi :(

Yazdiklarim bilgisayarimda, yazacaklarimsa kafamda birikmis durumda. En kisa zamanda yerlerine oturacaklar...

Monday, November 27, 2006

Memo'nun Sukran Gunu :))



Bize verilen nimetlere şükrediyoruz

Sayin Demirci'nin Sukran gunu izlenimlerini bloga koymadan edememistim. Ama eklemek istedigim seylerde vardi kendi adima. Bir kere ben o gun calisiyordum. Sukran gununde restorana gelen amerikalilarla ugrasiyordum. Mehmet Lisa'lara gitti ve cok eglendi. bende orada olmak isterdim ama olmadi. Bu arada George'un babasi kendini hala 1930 yilinda yasiyor die biliyordu. o aksam da cok komik seyler soylemisti. burasi clifton a cok benziyor. sen kimsin die soruyormus Lisa ya surekli. Yemekte oranin bi fabrika oldugunu herkesin oglen yemegine ciktigini felan dusunuyomus.


Son günlerdeki yaşanan ekonomik ve manevi hareketlilik tüm Amerika'nın Şükran Günü ne kadar ciddiye aldığının göstergesi. On gün önce kapımı çalan Lisa ve George Willhelms çifti Şükran günü yemeğine beni davet ettiklerini ve muhakak gelmeni bekliyoruz dediklerinde bu ilgiye şaşırmıştım.Müslüman olduğumu bilmeleri ya da bizim için sıradan birgün olduğunu anlatmama rağmen ısrarları karşısında evet dedim. 23 kasım öğleden sonra hadi bekliyoruz diyerek tekrar kapımı çaldılar.Yemekte eşinin anne babası ve ben vardım. Eşlerin uzun yıllar önce ayrıldığını yemek sonrasında öğrendim.İşin bir diğer tarafı ise George babasını, Şükran Günü Yemeği için Huzur evinde getirmişti. Yaşlı adam hiçbirşeyi hatırlamıyordu.Sürekli gelinin kim olduğunu soruyor; uzun yıllar önce boşandığı eşine ise 'sizde mi bu civarda oturuyorsunuz ? ' sorusunu yöneltiyordu.Bu havada başlayan Şükran Yemeği geleneğini George ve Lisa çifti şöyle anlatıyor.
Bir kaç gün öncesinde tüm alışverişin yapıldığını belirten Lisa, " Bu günün olmazsa olmazları var. Mesela hindi,tatlı patates,kabak, elma suyu bunları muhakkak alır ve ikram ederiz. Aslında gelenek. Herhangi bir kurala bağlı değil ama geleneğimiz olduğu için dikkat ediyor uygulamaya çalışıyoruz"diye belirtiyor. Kendisi veteriner olan Lisa bugünde insanların daha yardımsever olmak için gayret gösterdiklerini anlatıyor.Çalıştığı hastanede huysuz bir arkadaşının bile sadece bugüne has evsiz bir kaç kişiyi sokaktan evine götürüp yemek ikram ettiğini onlarla yemeğin ardından futbol seyrettiklerini ifade ediyor.Kendisinin hiçbir Şükran günün de yalnız olmadığını muhakkak bir misafir ağırladığını da sözlerine ekliyor.
Havanın hafiften kararmasıyla birlikte yaptığı yemekleri servis etmeye başlayan Lisa, "Çok nadir yemek yaparım bunları hazırlamak için tatil olan bugünde sabah yedi de kalktım ona göre"diyor. Önce kocaman bir hindiyi parçalara ayırıp tüm tabaklara özenle servis ediyor.Ardından patates puresi, Yam isimli patates benzeri bir üründen yapılmış tatlı tabaklara tıka basa dolduruluyor. Hep birlikte yemek masasına geçip sessiz bir şekilde yemek yeniliyor.Yemeğin ardında George bulaşıkları yıkamay başlayınca sadece bugüne özel bir durum diye şakayla karışık Şükran Günün kendisi için ne ifade ettiğini anlatıyor." Özel bir gün. Elimizdekilerin kıymeti bilmeliyiz. Karnımız doyurmanın dışında aç olanları düşünüp onlar içinde birşeyler yapma fırsatı aslında bizim için." diyor.Yemeğin ardından bugüne has olduduğunu düşündüğüm Amerikan Futbolu maçı tıpkı bizdeki Fenerbahçe-Galatasaray maçları kadar ilgi çekiciydi. Tampa Bay ve Dallas arasında oynan maçın ilk yarısı bitişiyle benim Şükran Günü maceramda bitti.

Wednesday, November 22, 2006

Gunahkar



Ruhunun en korktugu seyi biliyordu, dile getirmedi hicbir zaman, hic kimseye, ama pesini birakmayan bu duygu hep icindeydi. Gunahlarini hatirlamak onu hep korkutmustu. Yapabilecegi tek sey vardi, ya gunahlarinin korkulari ile yuzlesecek yada gunahlarini gormezlikten gelecek, hayatini hep biryerlerde kaybolmus hissetmeye devam edecekti.

Birkac saat sonra, secimini yapmisti ve bunu kanitlayan biryerdeydi o an, affedilmek icin dua ediyordu. Hep korktugu seyi, aklindan ve kalbinden silmeye calisiyordu. Gunahkar olmak! Cocuklugunda hep Gunahkar olmamasi icin uyarilmisti, korkmasi, kacinmasi gerektigi anlatilmisti. Masumiyeti bilindigi icin hep gunah islemekten kacinmasi gerektigi soylenmisti belkide. Ellerini birbirine bagladi. Dizlerinin uzerine coktu. Alnini siki sikiya baglanmis ellerine dayadi. Bir tek o an da silinebilirdi Gunahlari, daha once hic yapmamisti bunu. Taslarin soguklugunu hissetti, dizlerinin coktugu. Goruyordu, siliniyordu, Gunahlari dokuluyordu etrafindan, yenilenmis olmayi diledi, diledi, istedi, butun kalbiyle, masum olmayi.

Mutlu olmak icin sectigi yol ona Gunahkarligi ogretmisti. Artik mutlulugu aramiyordu, bunun icin cok gecti. Ama hala bir umut vardi, Huzur icin. Gunahlarinin affedilmesini dilemek belki de Huzur'u getirirdi hayatina.

Yavasca yukseldi, gozleri islakti, omuzlari cokmustu ama kalbi ferahlamisti. Adimlarini hizlandirmadi disari cikarken, buyuk kapidan adimini attiginda gunesin isitan, sari isiklari karsiladi onu. Derin bir nefes aldi. O an, masumiyetinin ona geri verildigini anlamisti. Evine dogru yurudu. Varacagi yerde Huzur vardi artik.

Tuesday, November 21, 2006

Kasim ayi akrepler iyi ki dogduuuu!




Gecen hafta 11 Kasim abimin, 12 kasim Vildan'in yani yengemin dogum gunuydu. Bu hafta Pazar Nurcan'in. Yeteri kadar akrep var etrafimda he :))

Her zaman oldugu gibi abimlerinkini birlikte kutladik, yani ikisini ayni gunde. :)))


Ah ben dun TOEFL sinavina girdim nihayet, sonuclar uc hafta sonra.

Acaba acaba Nesli geldi mi? Acaba acaba Paris nasildi?

Canim Nurcanimin Pazar gunu dogum gunuydu, aradim birazcik konustuk ama ben buradan kutlamak istiyodum.

Hadi Seymaaa, beraber.
Yucan yucan iyiki dogdun!!! Yuuppii yuppiii iyiki varsin.

O bir nisanli, onumuzdeki yaz dunya evine girecek isallah! Kendine ceyizler duzuyo...bir suru cicisi var... :)) Bu fotograflar fransiz sokaginin acilisindan, tabi ki fotograflari memo cekmisti.

Thursday, November 16, 2006

Jenga was fun really!


I have to write in english in this post cause Lisa is gonna read it, since she can't understand turkish. We had a huge fun last week at Lisa's house. I didn't expect that, it was last Saturday .I guess, I phoned memo after I had finished the work, he picked up phone and spoke in English to me, I thouhgt something was wrong, I mean why he would speak in english, couldn't guess that he was at lisa. Anyway he came to pick me up from the bus station as usual and said ''we are going to lisa's house, I have been there for couple of hours and we are playing jenga''

In fact, I was exhausted after work but I changed my dress and went over Lisa. They were in the middle of the fun, even Jack was having fun although other tough cats were there. He wasn't afraid at all. He was playing with a toy like russian rulet. He was like as if he was tring to win a fortune from the play. Anyway, by the time I got there, people were already drunk. Mehmet lost every turn they had played so I was there to rescue mehmet's dignity. We played two more rounds. Lisa said the loser was going to wear a blue skirt like a clown. He was sure that mehemt was gonna lose but surprisingly he didn't, the one who lost was Lisa. As she promised she wore that lovely skirt and sang a song about a rabbit that I can't guite remember. Memo was really happy that didn't have to wear the skirt.

The big issue is about that night was policemen coming to Lisa's door. While we were playing there was a knock on the door. She went down, spoke to the police for a while then came up and said party was over. We weren't aware but it was in the middle of the night and one of our neighbor complained about the noise coming from Lisa. So we immediatley took Jack and went straight home. Mehmet couldn't understand the situation why we should go home, if it was in turkey we would just keep guite and that is all, we wouldn't have to finish the party.

I wanna say something about Lisa, she is so kind and gave us Jack which is a fun for us to have. Thanks for having us for Thanksgiving dinner Lisa. I am sure we will have a great time.

Saturday, November 11, 2006

Karisik meseleler...



Sakarligim herkes tarafindan biliniyor asagi yukari. Kirdigim tabaklarin, bardaklarin, guzel takimlarin, yurudugum yollarda takildigim taslarin, tumseklerin, dustugum cukurlarin, bastigim sularin, camurlarin; tisortlerimin, pantolonlarimin, gomleklerimin uzerindeki envai cesit yemek lekelerinin, meyve sulari, cay lekelerinin, calisirken ofiste dusurdugum dosyalarin, uzerine cay doktugum yazismalarin,takildigim bilimum kablolarin hesabini yapamiyorum.

Bunlarin hepsinin sebebini ''dikkatsizlik''ten diyerek sonuclandirabilirsiniz.

Bu bitmez sakarligimi -dikkatsizligimi- elimden geldigince yakinimdaki insanlarla olan iliskilerimde yasamamaya -dikkat ediyorum-.
Durum boyle ama, fazla sakinan goze cop batarmis misali, bugun cok sevip, saygi duydugum biriyle konusurken sakarlik yaptim sanirim ama dikkatsizligimden degil bu sefer, yanlis anlasmadan. Bu msn cok garip bir is. Simdi konusuyorsunuz ama, herkes karsidaki onu nasil gorsun isterse oyle yaziyor yada havadan sudan konusurken nerden bileceksinizki aslinda konustugunuz kisinin cani bisiylere cok sikkin yada dusuncelere bogulmus ama size yazdiklari cok normal, guzel seyler. Sohbetlere baslarken sonu nereye gider bilinmiyor. Ben de sohbetime bu sabah guzel basladim ama uzgun bitirdim. Yillardir kelimelerimi ozenle sectigim, agzimdan cikani kulagimin duyacagi sekilde konusmaya calistigim bir yakinimdi, eger bugun yanlis anlasildiysam ozur dilerim. Oyle cok ozur dilemiyorum ama bir kere diliyorum, gercekten. Cok ozur dilenince ici bosaliyor ozrun. Kabul olacagini umut ediyorum ve burada bitiriyorum.

Wednesday, November 08, 2006

Disarida yagmur icimde ruzgar! Hasretin daglar kadar Istanbul!


Hasret bir derin ask gibi, kavusamadikca yangini buyuyor...
Istanbul'a hissettigim hasret anneme ozlemim gibi...
Her dusundugumde sarilmak, guzel kokusunu duymak geliyor...
Gecmis, gelecek ve simdi Istanbul'da bulusuyor hep.

Monday, October 30, 2006

Bizimkilerin bebeleri!




Az daha unutuyordum. Ozellikle yanaklarindan koklaya koklaya opmek istedigim yaklasik bir duzine, ( henuz sayi sekiz ama belki bir duzineye ulasacaklar) cocuk var. Onlari kollarimin arasinda alip, simsiki kucaklayip torpilli bayram harcliklari vericem bir dahaki bayramda. Hepsini cok seviyorum ve cok ozluyorum. En kucugunden en buyugune...
(sol alt soldan saga: emin aras, kerem, betul, sena, busra senem ve kevser... bu fotografta iki erkek eksik, kucuk ablaminkiler, bi dakka onlarida anayim sag alt: samet, sol ust: son numara mehmet yahya)

Bu bayram sekerlerimi toplayamadim!

Herkesin gecmis Ramazan bayramini kutluyorum...Buyuklerin ellerinden, kucuklerin gozlerinden, yasitlarimin yanaklarindan opuyorum...daha nice guzel bayramlarda sevdiklerimle birlikte olmayi diliyorum bir yandan da.

Ben bayram oldugunu hissetmedigim bayramlar istemiyorum. Uzaktada olsam da, seslerini duymak yetmeli mutlu olmama, bayram oldugunu hissetmeme. Sansliyim en azindan elini opecek bir buyugum de vardi, Mehmet! Evet, bayram sabahi eda edemedigi ( cunku metro ve otubus trafigine takilip yetisemedi) bayram namazindan geri dondukten sonra elinden optum, harcligimi istedim :))

Bayramin etkisinden midir bilmem cok seker tadinda bir yazi olsun istiyorum. Yammyyy! Hatirliyorum, eh hadi necla seker ve kolonya tut misafirlerimize. Kos bi bak bakalim cayimiz demlenmis mi? Aaa bi tatli yemeden gondermem. Luften oturun. Zaten bayramdan bayrama geliyosunuz. (Bunlar anneme ait)

Nesli'nin anlattigi arife gunlerini ve bayramlari biliyorum...aman Allah'm o ne telastir. Babam ve abim namazdan gelene kadar uyanmis olmaliyiz. Yataklarimiz duzeltilmis. Caylar demlenmis olmali. Annem, bayram sabahi kahvaltida yenilmek uzere guzel borekler acmistir mutlaka, butun ramazan boyunca hasret kaldigimiz guzel kahvaltilarin acisini cikararak nefis bir kahvalti yapilir. Kucuk Necla bayramliklarini giyinmenin heyecaninda. Ust kattan Ekrem'i (amcamin oglu) cagirip dogru amcamlarin,dayilarin, teyzelerin, halalarin ellerini opup, harcliklari toplamaya. Hep cocukluktaki bayramlarin guzellikleri anlatilir. Nedenini herkes biliyor. Cocukluktaki bayramlar bir baska guzeller, ne denilebilir ki?

Bu arada bayramin hemen ertesinde burada tanisip gorusmeye calistigimiz arkadaslarimizdan biri, Bulent, evlendi. Allah bir yastikta kocaltsin diyorum, Emy. Umarim mutlu mutlu yillar gecirirler birlikte. Nikahlari bu isler icin kiralanilan bir evde kiyildi. Evin girisinde sergilenmis gibi bir suru sapkalar vardi. Birkacini denedim...ihihih

Thursday, October 19, 2006

Necla Mehmet'in case'ini unutursa!


Aman Allahim, nasil bir stresti. Basimdan asagi kaynar sular indi denir ya ona benzer bisiy. Metro hareket ederken, ben ellerimi kapiya dayayip dua etmeye basladim.

Dun, Mehmetle Queens'te bir iftar yemegine gidecektik. Her zamanki gibi Mehmet tam techizatli kameraman Cevat Kelle gibi tam techizatli. Omuzlarindaki agirliktan biri kalksin diye zoom objektifinin oldugu uzun objektif case'ini ben aldim elinden. Metronun bir duraginda inip hemen ayni platformdan baska bir trene binmemiz gerekiyor. Metrodan indim, iftar yaklasiyor, oruc basima vurmus neredeyse zaten, bir yukseltiye yaslandik ikimizde, hispanikin biri de uzerinde oturuyor. Gayri ihtiyari case'i de o yukseltinin uzerine koymusum. Genelde parmagimi, elimi sapina dolarim ki unutmayayim bi yerde diye ama, ne yazik ki ben case'i o yukseltinin uzerinde unuttum.

Metro geldi adim attik, kapi kapandi ve Mehmet hemen case nerde? diye bir telaslandi. Bu telasi hep yapar, ben de korkutmak icin saklarim normalde ama dun aksam oyle olmadi. Metro hareket ederken biz case'e telasli gozlerle bakiyorduk. Allah'a sukur ki bir sonraki durak yakindi hemen indik. Karsi platforma kostuk bir tren zaten az once gelmisti diger istikamete, merdivenlerden yukari kosarken onu kacirdik. Bendeki utanc, sorumsuzluk duygusu, yerin dibine girecegim cunku kaybolmasi demek hem Mehmet'in surekli dikkatsizsin demesini dogrulayacak, hemde bize en az 1500 dolara patlayacak ki cok para. Diger tren geldi hemen atladik. Bir onceki duraga yaklasirken de ben cama yapismis yukseltiyi gormeyi bekliyorum....ve isteee objektif hala biraktigimiz yerde duruyor ama etrafinda uc bes kisi var. Metrodan indik mehmet sen buradan bak ben karsi platforma almak icin kosuyorum dedi. Mehmet merdivenleri cikmaya yakindiki objektifi bir hispanic sagi solu kontrol edip, eline aldi. Ben hemen diger platformdan bagirdim 'Hey man, it's mine. Please' diye cocuk bakti, duymaya calisti, anladi, getireyim dedi. Tam o sirada da mehmet karsisina geldi cocugun elinden aldi zaten ama eger biz, iki uc dakika daha gecikmis olsaydik, hispanik genc objektifimizle birlikte yok olacakti evine dogru. Derin bir nefes cektim, sukur ettim ama aksam uzeri yasanacak bir stres degildi, ustelik metroyla geri donerken objektifin orada olmayacagindan yuzde yuz emindim ama, mehmet sonradan senden kiymetli diil, bana bir tane daha alirdin sakalari yapti. Ben cok rahattim bulacagimiza emindim dedi. Allah'im tamamen nasip, her bes dakikada bir en as bes yuz kisinin trenden indigi bir mekanda ve saatte bulmamiz tamamen sukur edilecek bir durumdu. Case'i bir daha elime aldigimda hep bu aklima gelecek.

Wednesday, October 18, 2006

Tanistirayim Kaptan Jack




Birkac hafta oldu bu eve tanisali. Ilk sevdigimiz sey evimizin tam onunde, bahcenin ortasinda belliki cok yasli buyuk agac. Gunes isiklarinin yapraklarindan nasil guzel yansidigini gorme sansim oldu zira gunesin isiklarini gosterdigi son gunler.

Kaptan Jack ile asagi yukari msn de konustugumuz dostlarimizin hepsi tanisti. Ne kadar kara, kucuk ve sirin gorundugunu soylediler. Evet cidden oyle ama simdi buyuyor, yaramazlasiyor. Mesela bugun ilk defa patisiyle yuzume dokundu, burnu burnumun ucundaydi. Bi kediye daha once hic bu kadar yaklasmamistim. Muthis yaramaz...surekli bi yerlerden atliyor. En ufak sese kulaklari dikiliyor.

Ozgur yakinda geliyorsun...seni dort gozle bekliyor...senden bahsettim; Ozgur dayicin seni cok sevicek diye :))

Sunday, October 15, 2006

Evlilige alismak gerekirmis!





Hangi zaman diliminde bu.. evliligin ilk birkac ayi hatta belki birkac yili. Alisinca ne oluyor? Bunun cevabini vermek icin o birkac yilda normalde ne oluyormus ona bakmak lazim. Ciftler birbirini daha iyi tanimaya calisiyormus ayni evin icinde. Disarilara cikip yemekler yemek, flort etmek, kacamak bulusmalar gibi olmuyormus. Butun yalnizliginizla ayni evde kaliyormusunuz ve daha once hic tanimadiginiz karakteristik ozelliklerini goruyomusunuz esinizin. Bu yeni karakteristikler bazen sorunlar cikarabiliyormus. Keza ikinizde kocaman adamlarsiniz ne de olmasa ev aliskanliklari var ayri ayri. Peki bu karakteristikler zaten kisinin ana karakterini olusturmuyor mu? Insan yedisinde neyse yetmisinde de o degil mi? Evliligin ilk birkac ayini yada birkac yilini gecirmekle herkes birbirini taniyor mu? Bu insanlar nasil bu kadar emin oluyorlar kendilerinden de sonra hic alisma zorluklari yasamayacaklarini dusunuyorlar. Biryerlerde uzerine tartisacak konusacak daima bisiyler olmicak mi? Ben evlilige alisma devresi var diyorum ama bu tamamen ayni evde yasamanin getirecegi aliskanliklari edinmek olsa gerek ama insanlar hicbir zaman birbirlerine alismasinlar. Keskin taraflari torpulemek lazim evet ama dibinden kesmemek lazim. Aslinda evliligin ilk alisma devresinde olan sey kabullenmekten ote birsey degil. Bu noktada da su onemli neyi kabul ettigimiz? Tabi nedir? Herkes sevdigi, saygi duydugu icin kabul edecek. Ama bu kabul edis gozu kapali olmamali. Hani eger evliligin ilk birkac yilinda sorun cikiyorsa bu iste. Insanlar once kabul etmemek icin direniyorlar sonra birakiyorlar akisina ve seneler geciyor...

Saturday, October 14, 2006

Yolum


E nereye varsam? Nasil kossam? Cok mu yavasim? Hayat mi hizli gidiyor? Kosmakla olmuyor mu? Hangi tren son tren? Bi oncekine yetissem de garanti mi olsa varacagim? Vardigim yer neresi? Ben burayi biliyor muyum? Nasi geri donulur bilir misiniz? Hangi koseden sola sapmam gerekiyordu? Nedir bu solaklarin cektigi aci? Bir ben bilirim bir de Nesli'nin bildigini? Nereye geldik?? Son durak mi burasi? Hadi inmeyecek miyiz? Aaa daha yolumuz var mi yoksa? Uzun ince bir yol mu? Biz bir arpa boyu yol alamadik mi? Geceler gunduze gunduzler geceye mi dondu? Karmasik mi bu yollar? Bir rehbere mi ihtiyac var? Zaten o rehberi biliyor muyum ben? Kaybolsam da o hep yolu gosterir mi bana? Rehbere guvenmek lazim galiba? Ne de olsa o yolu biliyor herkesden daha iyi? Hadi bakalim saglicakla...


Anmadan edemiyecegim lise yillarimin biricik siirinden bir kac satir.

Diz çök ey zorlu nefs , önümde diz çök
Heybem hayat dolu , deste ve yumak
Sen bütün dalların birleştiği kök
Biricik meselem , Sonsuza varmak...

Vay Mehmet Demirci!


Iste Mehmet Demirci yabanci diger yaklasik 150 gazeteciyle Turkiye'nin ilk Nobel Odulu'ne layik gorulen adamini fotograflarken. Orhan Pamuk Columbia Universitesinde misafir ogretim uyeligi yapigi sirada ogreniyor tabi butun basina da hislerini anlatmak istiyor. Kacar mi Mehmet Demirci'den. Turkiye bu odulle ilgili ikiye bolunmus gazetelerden okudugumuz kadariyla. Ben de tebrik ediyorum nezaketen.

Thursday, October 05, 2006

4 Ekim Ramazan, Time Square ve Uygardo


Evet, buyuyorum...ama hala yaslanmiyorum. Boyle dusunuyorum cunku boyle hissediyorum.

New York'da ilk dogum gunumu gecirdim. Nasil gectigi biraz garip ama 4 Ekim Ramazan'da New York'da gecti. Garip bi tarih oldu. Niyetliydim, iftarimi Brooklyn'de bir camide actim sonra Time Square'e gidip kendime oyuncak begendim ve sonunda Uygardo, ben ve Mehmet eve donduk. Annem, Ablacim, Mehmet, Vildan, Neslim, Nurcan hatirladiginiz icin tesekkurler. 4 Ekim sabahi dokulen gozyaslari sevinctendi Neslim. Umarim gozyaslarimiz hep sevincten olur. Dimi?




Saturday, September 30, 2006

Big Apple! Big Apple! Big Apple!





Iste... New York'tan birkac kare...Sehir nasil derseniz, etkileyici derim ama atmosferi tadilmadan anlasilmiyor. Omru hayatimizda gormek nasip oldu. Bi uyari; binalar ne kadar yuksek diye bakmak isterseniz dikkatli olun basiniz donebilir. Velhasili guvenli bi kenardan bunu yapin oyle caddenin ortasinda diil! :)) Gecen hafta Turkiye'den bizi sevindiren bir misafirimiz vardir. Mehmet abi zaman ayirip bizi de gordu. Turkiye'den birilerini gormek bize bayram gibi geldi.
















Wednesday, September 13, 2006

Off we go! New York :)



Eylul 13'teyiz. Amerika'dayiz hala :) sonbahari New York City'de gecirecegiz, nasipmis diyoruz. Hersey planladigimiz gibi gidiyor diyemem. Hicbirsey planlamamistik. Planlanmamis suprizlerde fena olmuyor.

Bakalim New York City nasil olacak. Umarim vakit bulur orada birkac birsey yazabilirim. Washington DC'yi cok anlatamadim ama belki New York City'yi anlatirken bahsetme firsatim olur.

En kisa zamanda tekrar yazacagim. He bu arada yapabilirsem fotograflarimizida bu siteye yukleyecegim.